Niğde Koyunlu Kasabası Web Sitesi

Joomla - the dynamic portal engine and content management system

Ana Menü
Anasayfa
Koyunlu Hakkında
Koyunlu Haber
Resim Galerisi
Videolar
Müzik İndir
Yazı&Makale
Koyunlu Şiirleri
Geleneklerimiz
Yemeklerimiz
Türkülerimiz
Deyimler&Atasözleri
Tanınmış Simalar
Basında Koyunlu
Dini Yazılar
İlahiler
Forum
Linkler
İletişim
Site Duyuruları
Arama
Denetim Masası
sag tik yasak
Niğde Koyunlu Kasabası Web Sitesi Niğde Koyunlu Kasabası Web Sitesi - Dini Yazılar
Anasayfa arrow Dini Yazılar
Dini Yazılar
YUSUF İLE ZÜLEYHA PDF Print E-mail
Written by Fatih   
Thursday, 17 September 2009
http://www.fatihiraz.net/wp-content/kopyasi-yusufzuleyha.jpg

Aslı Zelicka'dır, Potifar'ın eşi ve Yusuf'un aşkı, su perisi olduğu da söylenir ama dünyanın en büyük aşkıdır belki de Züleyha'nın aşkı. Yusuf, İbrani Peygamberi'dir. Yakup peygamberin oğlu... Yusuf'un serüveni Tevrat'ta, Tekvin bölümündedir. Yusuf, Kur'an'ı Kerim'de de yer alır [Yusuf Suresi]. Aşkları masal değil , öykü değil, efsanedir artık. Kenan ülkesinde yaşayan Yusuf - ki adı İbranice Yosaf'dır- babası Yakup peygamber tarafından çok sevilince onu kıskanan kardeşleri tarafından kör kuyuya atılır.Ve kervancılar tarafından kurtularak köle olarak Mısır'da satılır. "Mısır Azizi" Kıtfir satın alır onu. Çok güzel bir erkektir Yusuf. Kıtfir'in karısı Züleyha çılgınca aşık olur. Züleyha'nin Hz. Yusuf'a karşı duyduğu aşk tanımsızdır. Bütün servet ve güzelliğini onun uğrunda harcamıştır. Kocasına, ailesine tüm Mısır halkına karşı durmuştur bu aşk.. Derler ki yetmiş deve yükü mücevher ve gerdanlığını vardır hiçbir şey gözünde değildir... "Bugün Yusuf'u gördüm" diyen, ondan haber veren herkese onları zengin edecek değerde mücevher dağıtırmış.. Aşkın ağır tutkusuyla karşılaştığı herkesi "Yusuf" diye çağırır olmuş, o kadar ki, başını geceleri gökyüzüne kaldırdığı zaman Yusuf'un adını yıldızların dizilerek yazdığını iddia edermiş. Fakat Yusuf efendisiyle evli olan Züleyha'nın aşkına karşılık vermesi olanaksızmış. Aşkını kalbine gömüp susmuş sadece.. Oysa Züleyha kendini kınayan tüm insanlara sevdasını haykırıyormuş. Hatta şöyle bir söylence vardır. "Züleyha, birgün bütün kadınları evine davet etmiş.. Sofra düzenleyerek önlerine meyve koymuş ve onları soymakı için bıçak vermiş.. Kadınlar meyveleri yemeye başlayacakları sırada, Yusuf'a seslenerek, "Onların yanına çık" demiş. Karşılarına çıkan Yusuf'u gören kadınlar güzelliği karşısında öyle büyülenmişler ki bıçakla parmaklarını kesmişler de farkına bile varmamışlar." " İşte sizin gördüğünüz güzellik benim Aşkımdır! " diye haykırmış Züleyha. Fakat Züleyha'nın ağır aşkı Yusuf'un zindanı boylamasına neden olmuş. Yıllarca peygamber sabrıyla zındanın ağır çilesini çekmiş Yusuf Peygamber. Sonra yine bir söylenceye göre Mısır kralının tabiri olanaksız rüyasını doğru olarak yorumlayınca Hz. Yusuf hapisten çıkmış. Ve bu arada Kıtfir öldüğü için Züleyha'yla evlenmiş.


MEKTUP


ZÜLEYHA'NIN YUSUF'A MEKTUP YAZMASI ...

"Yusuf" yazdı Züleyha,sayfanın ortasına.Hala hitaptaydı kalemi,bir satır ileri geçemedi. Bir satır ileri geçsem hitaptan,dedi,yanacağım.Ses verdi içinden bir ses:"Yan o zaman,yan o zaman!" Züleyha devam etti: "Ah benim Yusuf'um,ah benim,ah/senim,dedi,başka bir şey diyemedi." Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca "Yusuf "diye başladı,"Yusuf " diye bitirdi.Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok.Ve Züleyha'nın lügatinde "Yusuf"tan öte sözcük yok. "Yusuf,dedi,kelamım artık sende hükümsüz.Ama kelamımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme.Bil ki kelamdan da ötede sadece ah var,ah ki dünya onun üzerinde durur,gökkubbe onun hararetiyle döner.." Züleyha'nın gülümsemesi "Bir gün Züleyha, arkalığına beyaz sümbül dalları işlenmiş tahtırevanıyla geçiyordu kütüphanelerin ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından. Görkemli bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor ve Züleyha'ya yol açıyorlardı. Zengin ve güçlüydü, en fazla da güzeldi. Ve kimse kırmızı gülleri saçına Züleyha gibi takamazdı. Birden bir meczub, ehil arslanları, atları ve arabaları aşarak Züleyha'nın tahtırevanının önünde dikiliverdi, yürüyüş durdu. Züleyha tül cibinliği aralayarak bu duraklamanın nedeninin anlamak istedi. Gözlerini kaldırarak Züleyha'nın yüzüne bakmaya başladı meczub, "Züleyha..." dedi, "sevindir beni!" Züleyha kölelerine meczubun sevindirilmesi için işaret etti. Köleler mor renkli kadife bir keseyi uzattılar avucuna; ama meczub oralı bile olmadı. "Züleyha..." dedi, "Sevindir beni, bana gülümse! Başka bir şey istemem." Züleyha bu sesi hatırladı ve yüzüne dikkatlice bakınca, aşkını reddettiği silik bir yığın sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı. Usulca gülümsedi.(...) Başını önüne eğen meczub sessiz ve sakin geldiği gibi çekiliverdi. O günden sonra Mısır'ın lisanına "sadaka vermek" anlamına gelen yeni bir deyim yerleşti: Züleyha'nın gülümsemesi."

YUSUF İLE ZÜLEYHA'dan(kalbin üzerinde titreyen hüzün)
.........Rabbim,dedi Yusuf,sen bana,kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda,Züleyha'yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki, isteğe yaklaşınca,istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim,senden gelen yasaklar "yapma"ile değil"yaklaşma"emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha'nın ırmağına,yaklaştıktan sonra "yapmam"diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan "yapma" değil "yaklaşma". Öyleyse aslolan :"yaklaşma"Öyleyse Rabbim insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda,şu odada,sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni insan yaratılmışlığın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et. Rabbim,diye devam etti Yusuf duasına.İ stemeyi istemek kadar istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma,nefsimin altından kalkamam.Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman'ı aşamam.Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür. Böyle dua edince Yusuf,ona Rabbinden bir işaret geldi.Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde,her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olma yürekliliği ile peygamberdi.Ve o iffet demekti.

SONRA:

YUSUF'UN ELLERİ

Yusuf'un elleri bir salkım üzüm
Bir ak zambak ,şakağında Yusuf'un eli Kimi parmakları elif,tırnakları karanfil Kimi parmakları kalem,tırnakları gül Elleri Yusuf'un Elmacık kemiklerinde gezinirken bir dağ lalesi,incecik bıyıklarının üzerinden geçerken bir demet kiraz çiçeği,gül yağıyla ovalarken sakalını bir sümbül çelengi.siyah,simsiyah saçlarınıngecesine düşerken Yusuf'un elleri,bir nar çiçeği. Bir nar çiçeğini ezebilir mi benim Yusuf'um Yusuf'un elleri yoksa ben de yokum Yusuf'un elleri,alnında bir esmer kelebek,Yusuf'un eli şahdamarında,Züleyha'ya yakın ölüm Dudaklarının üzerinde duraklıyorsa bir an,Züleyha'nın kalbi demektir Yusuf'un elleri Çenesine dayalıysa Yusuf'un elleri, Züleyha'nın kalbinde demektir Yusuf'un eli Kaç zamanı araladı Yusuf'un elleri Kaç zamandır yed-i beyza Yusuf'un eli Yanağında gezinirken,bir demet nergis,bir sap suçiçeği Yusuf'un elleri Bir yasemen dalı,dizinin üzerinde unutulmuşsaYusuf'un sağ eli Bir Yusuf çiçeği Yusuf'un sol eli ....

ZÜLEYHA'NIN YUSUF'U HATIRLAMASI


Zaman geldi zaman geçti. Züleyha efendi,Yusuf köleydi.Ama Züleyha bir kadın,Yusuf bir erkek şimdi. Kim kaderin Züleyha'yı köle etmek için önce Yusuf'u pazarlara düşürdüğünü tahmin edebilirdi ki?Yusuf'un gelişi ahir ise evvelin yittiğinden kim söz edebilirdi?Değil mi ki evvel olan bazen ahir gelirdi. Geceydi.Aşk,gökyüzünün tabakalarını inip de birer birer,Züleyha'nın kalbinin zarına değdi,o en içteki fuada işledi. Yusuf'un kokusu dokundu önce Züleyha'nın ruhuna.Sonra sesi. Oysa Züleyha rüyasında ne kokuyu,ne de sesi bilmişti. Sesi ve kokusu ruhuna çarptığında,Züleyha,Yusuf'u hatırladı. Züleyha Yusuf'u hatırladı ama bu ilk hatırlayışta tenden cana,candan tene dönecek olan döngü içinde önce teniyle hatırladı. Bir kadınla bir erkeğin birbirine irtibatlanmasında,yalnız başına kaldığında eksik kalan o basamakta hatırladı.Güzelliği farketmeden güzelliğin cezbesinde kaldı. Züleyha uyandı. Ama Züleyha,rüyasında bir velinin şüphesiyle değil,teninin ürperişiyle uyandı. Bir yangının hararetine düşen tapınaklar geldi tapınaklar geçti içinden Züleyha'nın . Kendisi bilmiyordu,hiç kimseler henüz bilmiyordu.Ama yürünecek yolu vardı. Ku-yı dilaraya hu demeye, Kalbin hassas terazisine düşmeye, Çok çile, Çok gözyaşı, Çok zaman vardı. Geceydi. Nil kıyısında gece hiç bu kadar yağmurlu,yağmur hiç bu kadar karanlık olmamıştı. Yusuf'un elleri,Yusuf'un gözleri,Yusuf'un alnı. Yusuf şimdilik Züleyha için sadece bu kadardı. ....................... Züleyha kendi kalbine baktığında,Yusuf'u neden sevdiğini ve Yusuf'u nasıl sevdiğini merak etti ilk kez.Perdeler kalktı kalbinin üstünden.Işık. "Yusuf,seni sevdiysem"dedi Züleyha,hükümdarın tahtına hükümdardan başkası oturamayacağından.Şehzade için saklanan giysiler ancak şehzadenin bedenine uyacağından.Padişahların ülkeler fethettiği görülmüştür de,kölelerin ülkeler fethettiğine bir Yusuf'ta tanık olmuşuzdur.Görüyorsun ya Yusuf,seni sevdiysem yazgım bana yapacak başka bir şey bırakmamış olduğundan.Senin güzelliğin gibi benim de muhabbetimin nedeni olmadığından.......

( Anlatımlar Nazan BEKİROĞLU'nun kitabından alıntılardır)

Last Updated ( Thursday, 17 September 2009 )
 
Samimi Niyet Ve Dua PDF Print E-mail
Written by Fatih   
Friday, 08 May 2009

 

 http://photos-d.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v2752/237/73/835687339/n835687339_1621491_7286456.jpg

Samimi niyet ve dua;

Ebû Hüreyre rivayet ediyor: 'Sizden önce geçenlerden üç kişi çocuklarının geçimini sağlamak için yola koyuldular. O sırada yağmurra tutuldular. Bunun üzerine bir mağaraya sığındılar. Daha sonra bir kaya parçası düşerek mağaranın ağzını kapattı. Aralarında şöyle konuştular:

“Mahvolduk, taş düştü. Bunun sebebini yalnız Allah (c.c) bilir. Yaptığımız en güzel davranışları dile getirerek Allah (c.c)’a dua etmekten başka çaremiz yoktur. İçlerinden biri anlatmaya başladı:


Allah (c.c)’ım, hoşuma giden bir kadın vardı. Ona sahip olmak istedim. Fakat o kabul etmedi. Bunun üzerine bir miktar para verdim. Kabul etti. Tam ona yaklaşacağım sırada vazgeçtim. Bilirsin ki, bundan sırf senin rahmetini kazannmak, azabına uğramamak için uzaklaştım. Şu kayayı bizden uzaklaştır.” deyince kaya parçası bir miktar açıldı

Diğeri şöyle anlattı:


“Yâ Rabbi, bilirsin, bennim çook yaşlı anne-babam vardı. Onlara akşam sütünü içirmeden ne çocuklarıma ne de başkalarına bir şey (Bilinmeyen) içirmezdim. bir gün ( Zaman Belli Edilmemiş) odun toplamak için uzağa gittim. Döndüğümde onlar uyumuştu. Akşam sütlerini hazırladım, fakat onlar uykudaydı. Onlar içmeden önce çocuklarımla birlikte akşam süt içmeyi uygun bulmadım. Onlar uyanıncaya kadar süt kabı elimde olduğu halde bekledim. Sonunda sabah oldu, uyandılar ve sütlerini içtiler.Allah (c.c)’ım, eğer bunu sırf Senin rızannı kazannmak için yapmışsam su kayayı buradan uzaklaştır.” dedi.

Bunun üzerine kaya parçası biraz daha açıldı. Fakat çıkılacak gibi değilldi.


Sonra bir diğeri şöyle anlattı:

Allah (c.c)’ım, bilirsin bir gün ( Zaman Belli Edilmemiş) bir işçi tutmuştum. Yarım gün çalıştı. Ücretini verdim. Kızarak ücretini almadı. Çekip gitti. benn de her çeşit maldan onun hesabına çoğalttım. Bir zaman sonra ücretini almaya geldi. benn de; ‘Şu gördüklerinin hepsini al, tamamı seninnDir, dedim. İstesem yalnız önceki ücretini verir, diğerlerini vermezdim. Allah (c.c)’ım bilirsin ki, bunu sırf senin rahmetini umduğum, azabından korktuğum için yaptım. Şu kayayı buradan uzaklaştır”
dedi. Kaya parçası bütünüyle kalktı. Onlar da çıkıp yola koyuldular.’

Alıntı.

Last Updated ( Friday, 08 May 2009 )
 
HZ.PEYGAMBER'E SESLENİŞ PDF Print E-mail
Written by Fatih   
Friday, 17 April 2009
http://img141.imageshack.us/img141/1646/slayt1qe6.jpg

Bir seher vakti uyandım. Yine gama, yine kedere dalmış her yer Efendim.
Yine efkâr, yine âh u zâr almış cihanı. Bir velvele ki, sorma Efendim.
Yine hasret, yine gurbet almış her yanı.
Bütün aşklar, sevgi ve muhabbetler, bütün dertler kıyama kalkmış.
Sana hasret, sana müştak, sana tutkun gönüller kıyama kalkmış
Bir seher uyandım Efendim, sana meczûb âşıklar kıyama kalkmış.
Her varlık âh u zâra durmuş, lâleler, sümbüller, güller kıyama kalkmış.
Kıyam etmiş bülbüller, zikre durmuş gönüller.
Bir seher uyandım Efendim, bülbüle kulak verdim;
Geçmiş günleri, sevda ve aşkları yâd ediyordu.
Sana yazılan na'tları, bestelenen şiirleri hikâye ediyordu.
Ötüyordu dertli dertli. Yine hicrân, yine giryân, yine hazân, yine hüsrandı.
Kâh ağlıyor, kâh inliyor, kâh susuyordu yine.
Hiç böyle ötmemişti, böyle şakımamıştı.
Yakmıştı canı, yıkmıştı cananı, velveleye vermişti cihanı.
Hiç böyle sızlanmamıştı, böyle dertlenmemiş, geçmişe böyle yanmamıştı.
Bu sabah ona kulak verdim Efendim.
Bir sevda dilindeydi, bir aşkı anlatıyordu.
Oturduğu dalı, yaprağı, gövdeyi titretiyordu, öyle ötüyordu.
Hasretten yanıyor, gurbetten ağlıyordu. Sanki bütün sevdalıları ağlatıyordu.
Bu seher başkaydı Efendim, bu sefer başka.
Hazır dili çözülmüşken ona sormak istiyordum;
Bunca velvele, bunca serzeniş kime? Onca kıyamet, onca şikâyet niye?
Bir şeyler fısıldadı, bir şeyler söyledi.
Âh Efendim, beni yüreğimden vurdu.
Kalbim böylesine yanmamıştı, göğsüm böyle daralmamıştı.
Ruhumu inletti, beni dîvâne, muzdarip etti.
Böyle aşk dinlemedim, böyle muhabbet, böyle hasret görmedim.
Seherde ağlattı beni, yine gama, kedere saldı...
Meğer bunca dağlanışı, sızlanışı, bunca âhı, bunca efgânı;
Yıkık gönüller, kırık kalbler, kavrulmuş yürekler adına imiş.
Yanık sinelerin, aşka adanmış türkülerin,
Hasretten lâl kesilmiş dillerin sözcüsü imiş meğer.
Bunca kıyamet Efendim, bunca âh u zâr;
Sana adanmış ruhların, türkülerin, aşk ve sevdaların
Yürek yakıcı bir efgânı, bir efkârıymış Efendim.
Nasıl bilmedim, nasıl uyanmadım, kendimden utandım.
Hissizliğimden, insanlığımdan, aşka olan sessizliğimden utandım.
Soğumuş bir demir kesilmiş bedenimden,
Kurumuş, çölleşmiş hadekamdan, Sana tutkun gönüllerden utandım.
Bir seher vakti uyandım Efendim, her yer meşke boyanmış, her şey sermest olmuş.
Bağbân hayran, bülbül mestâne, kızıllık her yeri sarmış, sanki gülzâre dönmüş.
Günler buruk ve yalnız, öksüz ve yetim kalmış, o kutlu doğumu yâda durmuş.
Bir sessizlik var her yerde Efendim, sanki varlık lâl kesilmiş.
Yine hazân, yine hicran, yine giryân cana düştü. Yine efgân bana düştü.
Gül böylesine kızıl olmamıştı, böyle dertli, gönlü böyle mahzûn olmamıştı.
Her zerresini böyle gam, böyle keder, her yanını kırmızı almamıştı.
Mevsim böylesine yaş dökmemişti ardından, akşam böyle kararmamıştı.
Sabahlar ne kadar inlemiş, gül ne kadar gözyaşı içmiş bilsen Efendim,
Göz ne kadar acı dökmüş. Gam ne keder vermiş, ne canlar yakmış,
Ne hüsranlar yaşatmış bilsen.
Yokluğun ne elem salmış geceye, ne hüzün vermiş sehere, ne dert vermiş.
Kırmızılık bir kez daha giyinmiş, bir kez daha kuşanmış ayrılık güllerinde.
Onlar Sen'i temsil ediyor sözde, Sen'i hatırlatıyor.
Aşkını o sembolize ediyor, teninin kokusunu o takdim ediyor sanki.
Gönül bir teselli bulmak istiyor, ayrılık ateşine bir çare.
Bu hicrana, bu efgâna, bu hüsrâna bir merhem istiyor.
Bir seher vakti Efendim, teselli aradım gülden, bülbülden.
Geceden, gündüzden Sen'i sordum.
Aşktan, ızdıraptan, hasretten bezenmiş bir buket yaptım.
Sabahı Sana delalet, şafağı teselli yaptım.
Hasret ve tutkularıma Efendim, sebeb-i meserret yaptım.
Bir ferman yazmak isterdim her yerde okunsun,
Sana olan aşkları, tutkuları dile getirsin.
Bir çerağ yakmak isterdim, gönüllerde Sen'in sevdanı tutuştursun.
Bir türkü söylemek isterdim, Sen'in adını yüceltsin.
Aşkına adanmış bir beste yazmak, güle, bülbüle onu okutmak
Her dertli gönüle onu ezberletmek isterdim.
Ne çare, sonunda anladım ki Efendim,
'Dertli söylegen olur.' derler amma,
Sevdanı anmak, sevdanı yazmak için,

Erbâb-ı dîl olmak gerek, erbâb-ı gönül.

SIZINTI DERGİSİ

http://img291.imageshack.us/img291/466/cdaede6005bh8.gif
Last Updated ( Friday, 17 April 2009 )
 
EFENDİMİZ PDF Print E-mail
Written by Fatih   
Thursday, 16 April 2009
http://img2.blogcu.com/images/a/y/n/aynsinkaf/efendimiz.jpg

Dediler bana -Bu dünya O var diye yaratıldı-
Geldim dünyaya, açtım gözlerimi, aradı bu gözler seni
Ama sen yoktun...
Haber göndermişsin
-Kardeşlerime selam olsun- demişsin...
Seni göremeyen kardeşlerine selam
Senden gelen selama can kurban Ya Resûlallah.
Sen ki eşsiz tebessümüyle kalpleri anahtarsız açan,
Sen ki dört mevsim açan gül,
Sen ki bir yavrucağın kuşu ölmüş diye taziyeye giden ince gönül,
Sen ki harbe en önde giden korkusuz cengaver.
Çocukların bile fikrini soran büyük düşünür,
İsmi Allah la yazılacak kadar şereflisin.
Bir hayvan ölüsünden herkes uzaklaşırken
Onun güzel dişlerini görecek göz vardı sende...
Selam vermeyi çok sevmene rağmen
Tembellik yapana bunu layık görmeyecek kadar çalışkandın sen.
Çocuklarla oyun oynayan alçak gönüllü sevgi güneşi,
İki kurbanlığın oğlu olarak asildin sen.
Can düşmanlarının malını emanet ettiği,
Sözüne güvendiği emindin sen
Hz. Yusuf tan güzel, tüm insanlar içinde özeldin sen
İnci dişlerinin arasından çıkanlarla kimsenin incinmediği yürektin sen.
Sen yürüyünce dağlar erirdi, mahlûkat selam verirdi sana,
İftira atanlar üzünce seni melekler öperdi yanaklarından
Münkirler ağlatınca Amine yoktu ki kucaklasın seni?
Abdullah görmedi nasıl cezalandırsın kafirleri?
Ama Rabbin vardı, alemleri senin için yaratan Rabbin...
Miraca çıkardı seni, sevgiliyi görmek herşeye değerdi.
Bahiranın bahçesindeki kuruyu yeşerten sevgili !
Gel ya nebi..
Gönlümün bozkırları seni bekler.
Seni sevmek her ruhun yiyeceği, içeceği,
İlahi aşkın gıdası seni sevmekten geçer.
Benim sevgim nedir ki?
Ayçiçeğinin güneşe olan sevgisi...
Önemli olan güneşin, ayçiçeğine ışık göndermesi.
Sana öylesine muhtacım ki...
Ölesiye muhtaç...

Alıntı

Last Updated ( Friday, 17 April 2009 )
Read more...
 
SAFER AYI PDF Print E-mail
Written by Fatih   
Sunday, 15 March 2009

http://www.allahkorkusu.com/images/konular/Allah_Korkusu/Allah_Korkusu3.jpg

BELALARIN 1. KAT SEMAYA İNDİĞİ AY"SAFER AYI"

Safer ayında Levhi Mahfuz'dan birinci kat semaya 320.000 bela inmektedir. Bu belalar ve kazalar sene içine yayılmaktadır. Bir dahaki safer ayına kadar bu 320.000 beladan birinin size isabet etmesinden korunmak isterseniz,  namaz kılınız,aşağıdaki tesbihatları yapınız. Aile efradınıza ve çevrenize de tavsiye ediniz. Bu namazları kılanların, bir dahaki sene aynı güne kadar (üzerine kat'i yazılmış yani ALLAH'ın Teâlâ'nın C.C., senin üzerinde gerçekleşmesine kesin hüküm verdiği kazalar müstesna) kazalardan korunacağı rivayeti vardır.

Ayet-el Kûrsi:
Evden çıkarken ve eve girerken Ayet-el Kûrsi okunmalıdır: Evden çıkarken okuyan her işinde muvaffak olur ve hayırlı işleri başarır. Evine gelince okursan iki Ayet-el Kûrsi arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin önlenir. Bir kimse evinden çıkarken Ayet-el Kûrsi'yi okursa, Hakk Teâlâ yetmiş Meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar ona dua ile istiğfar ederler.

Evden çıkarken üç kere: "BİSMİLLAHİ HASBİYALLAHİ LAİLAHE İLLA HÛ ALEYHİ TEVEKKELTÜ VE HÜVE RABBİL ARŞİL AZİYM" söylenmelidir.

Safer ayında her gün mutlaka 100 kere "LA HÂVLE VELÂ KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM" denilmelidir. Günde 100 kere söyleyenden, en hafifi fakirlik olmak üzere 70 çeşit bela, musibet kaldırılır.

Ayrıca yine safer ayında (ve her zaman) her gün mutlaka günde 100 kere salâvat getirmek lazımdır. salâvat çok bela ve musibetleri çevirir, dünya ve Ahirette kurtuluşuna sebep olur. En EFDÂL Salâvat'ı Şerife: "ELLAHÜMME sâlli âla seyyidina Muhammedin ve ve âla âlihi ve sahbihi efdâle salevatike ve adade me'lumatike ve bârik ve sellim"

http://www.dirilenkalpler.com/yildiz.jpg

Arap aylarindan sefer ayindayiz bu ayda Peyğamber efendimiz vefat etmiştir,Onu daha çok tanımak için bazı özelliklerini beyan edelim:
''Resulüm biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik ''(Enbiya 107)
Allah Sebe suresinin 28 ayeti peygamberi uyarıcı ve müjdelyici olarak gönderdiğini bildirmesine rağmen Enbiya suresinde peyğamberini bütün alemlere rahmet olarak gönderdiğini ifade ediyor.Resulu Ekrem in bu özelliği diğer hiç bir peyğamberde mevcut değildir.yaratılmış olan her şeye hatta günah işlemekten beri olan meleklere dahi rahmet olarak gönderilmiştir.
Hz.Muhammed (s.a.a) küfürün şirkin ve cehaletin karanlıklarında ezilen insanların feryadına yetişerek onlara susadıkları ilahi adalete kavuşturmak maksadıyla kurtuluş yolunu göstermiş.yaratılmışlar arasında özel bir kimlige sahip olan Resulu Ekrem meleklerin gıpta ettiği şu sıfatlara sahiptir:
a.Rahmeten lil alemin oluşu.
b.Tüm insanlara ve cinlere peygamber oluşu.
c.Son peygamber oluşu.
İlahi gizli sırlarının rahman sıfatından alemlere rahmet olsun diye Resulu Muhammed (s.a.a) i rahmet peygamberi olarak göndermiştir.
Peygamberin konuşmaları ve davranışı Allah ın iradesi ve istemesi doğrultusunda olduğundan Onun konusması ve davranışı Allah namınadır ve ona itaat Allah a itaat manasındadır.
''Battığı zaman yıldıza and olsun ki arkadaşınız Muhammed(s.a.a) sapmadı ve batıla inanmadı.O arzusuna göre de konuşmaz.''(Necm 1.2.3)
Allah yeminle resulunun dört şeyden beri olduğunu insanlara anlatmak ister. ''O asla sapmadı'' Omesiri hakta yürüdü O bir an dahi haktan sapmadı. ''O arzusuna görede konuşmaz'' Onu ancak rabbi konuşturur çünkü O rabbisinin yeryüzğndeki elçisi ve imamıdır. ''Onun bildirdikleri vahiylerden başkası degildir.''O kendiliğinden bir şey söylemez''.
Peygamberin konuştukları vahiyidir cihan şumul olan ve tüm asırlara hitap eden ilahi kitap olan kuran kerim tüm alemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz.Muhammed in(s.a.a) vasıtasıyla tebliğ edilmiştir böylece canlı ve yürüyen bir kuran olan Resulu Ekrem o gün insanların sorunlarını kuran gölgesinde çözmüş ve insanların kolayca kurandan istifade etmelerini sağlamıştır.Onun tüm konuşmaları kuranın açıklaması ve izahıdır.bu açıklamalar ve izahlar yine Allah ın emriyle Cebrail vasıtası ile veya vahiyin diğer bir kısmı olan kalbe ilhamla olmuştur.
''Ey iman edenler Allah a itaat edin ve Resülüne itaat edin ve sizden olan ul-ül emre de itaat edin eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah a ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız onu Allah a ve Resulüne götürün (onların talimatına göre halledin) bu hem hayırlı hemde netice olarak daha güzeldir.''(Nisa 59)
Eğer peygamberi hata yapan ve nefsine göre konuşan olarak kabul edilecek olunursa nasıl Allah hata yapan yanılan ve nefsine göre konuşan birine kanun koyma yetkisi verir veya inananlara sorunlarını çözmeleri için ona muracaat edilmesini emreder.
Peygamber ahlakı yaşantısı konuşması ve yaptığı işler kuran kerimin tefsiri ve açıklamasıdır.Resulu Ekremin özel hayatı ümmeti için hem kanun hem de hayatlarını yönlendirdikleri bir örnektir.
Sefer ayında müslümanlar Peyğamberlerini kayb ettiler sanki yetim oldular.Resulun kızı Zehra babasını vefatından sonra her ne babasını hatırlatıyorduysa üzülüyordu,bir gün Bilal Habeşide ezan okumasını istedi,Bilal Peygamberden sonra artık ezan okumayacağını söz vermişti ama Resulun kızı için okumaya başladı Allah Ekber deyince Zehra ağlamaya başladı ve Eşhedü enne Muhammede Resulullah söyleyince Zehrayi ether üzüntüden bayıldı.Bilal ezanı yarı bıraktı Fatma tüz Zehra uyanınca ezanı bitirmesini istedi.
Zehra babasının vefatından sonra çok acı çekti ve hep hüzünlüydü.
bizlerde bu ayda Resulu hatırlayıp onu daha çok tanımalıyız yalnız üzülmek yeterli değil.
yüzümüzü Medine ye çevirip şöyle selam verelim :Selam sana Ey rahmeten lil alemin Selam sana Ey Allah ın resulu,Selam sana Ey yaratılışların en hayırlısı Selam sana Ey hatemül enbiya Muhammed Mustafa(s.a.a)
ve dua ediyoruz Allah ım sen bizi Kur 'anın ve Resulun ve Ehli beytin yolundan ayırma...
Ne güzel söylemiş:Sefer ayı ve Muharam ayı islamı dirilten(yaşatan) aylardır. Peygamber putperestlere karşı çıktı ve tevhid akidesini insanlara tebliğ etti ve islam kanunlarını ümmetüne bildirdi. ve Hüseyin Resulun tornu muharem ayında kıyamıyla ceddinin getirdiği kanunların yok olmasını önledi ve tevhid akidesini yenide müslümanlara duyurdu.

Last Updated ( Sunday, 15 March 2009 )
 
<< Start < Prev 1 2 3 4 5 6 Next > End >>

Results 1 - 9 of 50
Üye Giriş
Koyunlu Resimleri
Powered by Mambo and template designed by Lavinia  Template Valid w3c XHTML 1.0