|
|
Anasayfa
|
Yazar Editör;Zehra Ç.
|
|
(Ayvaz'ın oğlunun çaldığı, çalgılı düğün dolaşırken)
Gelenek, Göreneklerimiz Düğünlerimiz;
Düğünler için genelde yaz aylarına göre önceden program yapılır.Pazar gününün tatil olması nedeniyle düğün tarihleri bu güne göre ayarlanmaya çalışılır.Eskiden Çarşamba,Perşembe olurdu.Düğün bayrak dikilmesiyle başlamış demektir.Çarşamba gün danışık denilen akşam erkeklerin toplanıp çavuş seçip keyhayı,bayraktarı seçerek, iştişarede bulunurlar.Düğünde hizmet edecek çavuş kahveleri dağıtır.Asayiş dahil çalgıcılara, misafire servis, bayrağı çaldırmamak gibi işlerden sorumludur. Ertesi gün “bohça günü” yapılır.Kız evinden oğlan evine haber verilerek öğle üzeri bohça götürülür.Oğlan evi komşularını, akrabalarını “bohçamıza buyurun” diye davet eder.Önceleri bu işi okuyucu kadın tutulur, onlar kapılara giderek çağırırdı.Onlarda gelen kadını boş çevirmez yiyecek veya giyecekle boş göndermezlerdi.Bohçaların yanısıra tepsi ile baklava,çiçek, dürü diye bilinen hediyeler bohça içinde kırmızı kurdelelerle süslenerek bir kaç kişi götürülür.Damadın elbisesi özel hazırlanan işli örtüyle örtülür.(Şimdilerde damadın eşyaları bavulla götürülüyor)Bohçayı getirenlere oğlan evinde, düğün sahibi bahşiş verir.Bolca büyük tencerelerde yemekler hazırlanır.Genelde sulu yemekler yapılır.Yaz ayı olduğu için çorbalardan yoğurt çorbası etli bamya, etli fasulye, sulu köfte, yaprak sarması,et kavurması, pilav, tatlı olarak baklava,üzümlü... meyvalardan kavun, karpuz,üzüm ikram edilir.Ev sahibinin durumu, tercihine görede değişir.Daha sonra düğün havası başlasın diyerek def çalarak yada müzik setinde teyip çalarak gençler oyun oynar eğlenir.Gelen dürüler açılarak birbir sayılarak gelen misafirlere gösterilir.Damadın ayakkabısı,terliği elbisesi,tıraş takımı,parfümü, tesbihi, havlusu, seccadesi diyerek sesli bir biçimde bir yenge tarafından bohçalar açılarak sergilenir.Kaynatanın, elbiseliği, gömleği,seccadesi, havlusu kaınvalide elbiselik kumaşı, yeleği, işli seccadesi, namaz tülbenti, iğne oyalı yemenisi, dantelli havlusu, ilifi sırayla sayılır.Eğer annenne, babanne varsa onların hediyeleri.Bohçalar ayrı ayrı açılıp, birer birer sayılır.Önceleri amcalara,dayılara, halalara dürü hazırlanırdı.Halende bu göreneklere uyan devam ettiren var.Damat bohçası daha özenlidir,beyaz iş , dantelden, saten incili işli albenisi olan bohçalar seçilir.Hayırlı olsun, uğurlu kademli olsun... gibi hayır dilekleriyle, dağılır misafirler. Kına günü; Kız evinde telaş kuaföre gitme hazırlığıyla başlar.Gelin başı yapmak, düğüne katılan yakınların kızları ile birlikte kuaföre Niğde’ye gidilir.Öğle vakti geldiğinde kuaförden gelen geline, yemek yedirilir.Oğlan evinden ”benek atma”için gelirler.Kapı önünde müsait bahçede, oğlan evinden kız evinden akraba, hısım toplanır.Takacakları hediyeyi vermek için.Gelin çıknca üzerine al örtülür.İlk etapta yeşil bağlama, ele kına yakma geleneği uygulanır.Ağzı dualı, evli bir kadın yakının bir tanesi yeşil olmak üzere yemenileri okuyarak başından dolandırır.Daha sonra yeşilini alın üstüne bağlar bu bağ sandıkta saklanır, çözülmez.Başı bozulmasın diye, böyle inanılır.Usuleten eline sadece sağ elinin avuç ortasına kına yakılır.Gelin eline açmaz.Kayınvalide bunun üzerine ya para yada altın avucuna bırakınca açar.Üç ihlas, bir fatiha okunur dua edilir.Hayırlı bir izdivaç olması için temennide bulunulur, hep birlikte amin denir.Bir tepsi veya defin içine oğlan evinden başlayarak takılacak hediyeler verilir.Bu işi üstlenen yakınlardan bir kadın bağırarak” kayınvalideden altın bilezik”diye eliyle gösterek tepsiye bırakır.En yakından başlayarak en komşu, ahbabların hediyesi verilir.Bunlar genelde lakaptan tanındığı için“filandan on milyon” diye ifade edilir.Oğlan evi bitince kız evine başlanır araya karışmasın diye bir havlu serilir.Kızın annesinden başlayarak varsa abisi, ablası, amca,dayı,hala,teyze, tanıdıkların hediyesi toplanır.Oğlan evi, kız evi birlikte toplanan parayı sayarlar. Duruma,anlaşmaya göre para,altınlar evlenen çiftlerin ihtiyacı için saklanır.Takılan zinetler kıza takılır.Merasim bitince oğlan evi evine gider.(Önceleri def eşliğinde gidip, gelinirdi.) İkindi vakti olunca kız başında alı olmadan yanında kız arkadaşlarıyla sandelyelere kınaya oturur.Nişanlı "gelin kızı "olan kayınvalideler - gelin kızı kınaya giydirdik, diye komşu, akrabalara duyururlar.Kınaya giyen gelinlere yazma(yemeni)atma adetini yerine getirirler.Kınaya gelen çağırılan kişiler bir yemeni alarak oyuna kaldırılan kız bir süre durup ayakta başının üzerine yemeniler bir bir atılır.Kayınvalide daha çok atar, üzerine elbiselikte en üste gelecek şekilde istifler.Kayınvalidenin yemenileri iğne oyalı, sandık yazması,ince yazma ibrişim iğne oyalı, oyasız günün yazmasından (özgürel, kalem marka)bir demet olur.Yemeni İstanbul kapalı çarşısından gelen yörede itibar edilen yemenilerdir.Gelin kızı oynayan kayınvalide defçiye bahşiş atar.Yeni evli gelinlerde başına kayseribaşı koyulur üstüne siyah tokalarla iğne oyalı şifon mevlüt başörtüsü, tül, kadife(çingil)çiçeğiyle duvakla süslenir.Kınaya gelirken iki eliyle büyükçe bir örtü alır.Sadece bunun için kullanılan dekorasyonu güzel antika, geleneksel örtüdür.Çok renkli bir görüntü arzeder adeta bir gelinciği andırırlar.Gözlerinde sürmeler, ellerinde kınalarla...Bugün Beypazarında hala satılan, kullanılan özel örtü.Akşam kınasına geliniyorsa "löküz" denen küçük tüplü aydınlatıcıyla gelinirdi.Yeni gelin geliyor diyerek merakla görmek isterdi çocuklar.Halen bu gelenekler yaşatılmaya çalışılır.Davetli davetsiz köyde olan gelinler, kızlar kınaya bakmaya gelirler.Oğluna kız bakmaya anneler gelirler.Akşam yemeği vakti gelince kız evinde "kız pilavı" diye bilinen ciğerli pilav yapılır.Çok yakın olmayan misafirler dağılır.Kalan misafirler yemeğe buyur edilir.Kız arkadaşlarıyla ayrıca yer pilavı.Yere serilen büyükçe bir bez(iteği)etrafında toplanarak keyifle yerler.Kız dolanarak herkesin tabağından bir kaşık alır. Kına yerine dönülür, kına tekrar şenlenir oynanır.Oğlanevi damat, keyha ile birlikte gelir.Damat ve keyha ayrıca ağırlanır.Damata tepside bozulmamış baklavanın orta kısmı özellikle ikram edilir.Damat daha sonra kına yerine gelir, eskiden yüksek yerden (dam,balkondan)gelin kızı oynatırlar, damat bakardı.Şimdiler de ise damat, gelin birlikte karşılıklı oynarlar.Bahşis para takılır.Kına yakma faslı gelince gelin kız üzerini değiştirir, başına al örterek tekrar kına yerine gelir.Geldi gelin kınası, ağlasın kız anası türküsü eşliğinde sıra ile kına türküleri söylenir.Gelin kız, anası, yakınları ağlatılır.Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.Kınayı oğlan tarafından başı bozulmamış, evli mutlu yengeler yakar. Önceden oğlan evinden gelen yazmalar bağlanırdı.Şimdi kırmızı üzeri işli özel hazırlanmış keseler takıp bağlanır.Kına yakma merasimi bitince oğlan evi her iki tarafada hayırlı olsun diyerek kına yerinden ayrılırlar. O gece kızın akranı olan arkadaşları kızın yanında yatarlar.Kınalı eller sabaha dek yıkanmaz.Ertesi sabah kınalı, el ve ayaklar yıkanır.Kız artık ana evinde misafir konumundadır.Annesi evin horantası itimam gösterir.Halk arasında hatta çıkacak kız gibi durma, denir.Artık baba ocağından, yuvasına uçmaya beklediği gündür. Ertesi gün öğle vakti oğlan evinden hanımlar defçi ile beraber "baş düzümü"ne gelirler.Kız evindende katılımlarla gelin kızın hamam tası, tepsi, boncuklu tülbent,şimşir tarak, tokalar ve yeşil, kırmızı ipler hazırlanır.Gelin kız minder üstüne ortaya oturtulur.Kızın saçları taranır suya batırılan tarakla bu esnada defçi acıklı parçalar söyler.Kızın saçından ön kısımda pürçeklik saç ayrılır.Kız bu saçları eline dolar.Kesecekleri zaman sıkıca tutar vermek istemez.Bu saçlar kesilir ince ince zülüf örülür.Daha sonra zülüfler çaprazlanarak iki yanlara toka ile tutturulur.Üzerine kayseri başı oturtularak, tülbent örtülür.Bir tepsiye okuyarakgeline ayağı bastırılır .Besmele çekerek üç ihlas,Fatiha okuyarak gelinliği giydirilir.Daha sonra oğlan evi defçi ile birlikteoğlan evine geri dönerler.Köyümüzde düğün gelenekleri TRT"Bu Toprağın Sesi" proğramı için temsili canlandırarak çekim yapılmıştır.  Oğlan evinde düğün merasimi; Kız evinde bunlar yaşanırken, öbür yanda oğlan evinde damat giydirme merasimi yapılır. Yakınları,akrabaları düğün evine toplanır öğle camisinden çıkınca Kur andan süreler okuyarak dua ederek, damat giydirilir.Damat el öper büyükler cebine harçlık koyar.Damatın koluna al,yeşil kurdele bağlanır.Daha sonra düğün merasimi kına gün öğle çalgı kurulur.Evin müsait bir yerine, bahçesine sandelyeler misafirler için hazırlanır.Önceki zamanlarda genelde Ayvazın oğlu diye bilinen çalgı grubu, cümbüşçü lakabı; kör Cavit olarak bilinen;Cavint Kılınç önceden tutulurdu.Cavit Kılınç'ın seslendirdiği parçalar;Mihrali,Gesi bağları,Şen olasın Ürgüp,Niğde Bağları,Şerif hanım,Aziziye,Kozan dağı,Kurban olayım gibi parçalardı.Bugün hala kaydedilmiş parçalarını dinleme şansı var. (Teknoloji geliştikçe müzik kalitesi yüksek olması için ses düzenlemesi yapılır.)Çalgı çalmaya başlar eğer eğlenen gençler var ise oyun havası istek üzerine çalınır.Diğer zamanlarda dinlemeye gelen misafirleri müzik ziyafeti sunar.Zamanın hit parçalarını, bozlak, uzun hava söylerlerdi.Zahidem,bağlar gazeli gibi parçalar seslendirilir.Neşet Ertaş tan,Yıldıray Çınar'dan, Ferdi Tayfur' dan, Orhan Gencebay' dan dokunaklı parçalar söylerler.Öyleki her çalgıcının daha güzel seslendirdiği istek aldığı parçası vardır.İstekler doğrultusunda söylenir.Eğer ezberi az ise çalgıcının bildik şeyleri söyler.Keman taksimi yine istek üzerine yerine getirilir.Tamamen bir zenginliktir düğün.Yaz mevsimi özellikle düğün için gelir yerli halk diğer illerde olanlar. Mahalli sanatçı niteliğinde çalgı ustaları Niğde yöresinde yine genelde mahalli sanatçıların söylediği türküleri ustalıkla seslendirirlerdi.Hiç bir yerde duymadığınız kulağınızda tınısı kalan müzik yapıtlarını icra ederlerdi.Oyun havası olarak mesala;Allılar, yeşilliler,morlular,Niğde bağları,Çek deveci,Konya’lım,Yeşillim,aman Adana’lı,Aslan Mustafam,Bulguru kaynatırlar,Sarı kız gibi oyun havaları çalarlardı.Günümüzde ise; org ve sazla söyleyenler düğünde Niğde yöresinde popüler olan Naciye,Zennube,Çilli bom,Esmer bommm,cimdallı,parçalarını çoğu zaman doğaçlama sözleri değiştirerek Koyunlu ve Niğde’ ye uyarlayarak söylüyorlar.Misal olarak İstanbul sokakları parçasını Koyunlu Sokakları olarak söylüyorlar.Birazda taklitçilik yapıp Ankaralı Namık tarzı söylüyorlar.Bozlaklarda Halil Erkal,Taner Olgun,Kul Mustafa gibi revanşta olan sanatçıların parçalarını repertuarına alarak, günceli takip ederek misafirlere doyumsuz müzikle ağırlıyorlar.Tam anlamıyla müzik yelpazesi sergileyerek, müzik ziyafeti veriyorlar. Öğle vakti desti kırma merasimi yapılır.Çalgıcı eşliğinde köyün belli bir yerine gidilir orda bir yere dikilen destiye nişan edilir.Tekrar çalgı eşliğinde eve dönülür.Özellikle çalgı dinlemek için düğün evine gelen misafirler olur.Gelen misafirlere hazırlanan mezelik sofra düzülür, ağırlanır.Düğün evinin hazırladığı yaprak sarması, et kavurması , karpuz vesaireden oluşan tepsi ile ikram yapılır.Çalgılı düğün epey zahmetlidir.Fakat bazen içki işe karışınca işin seyri değişir.İstekte muhalefet yaşanırsa istenmeyen tatsızlıklar bir hiç üzerine bile kavga edilir.Öyleki bazen çalgıcıların bile işi zorlaşır.Düğün sahibinin ağzının tadı kaçar.Eğer dozu yükselirse duruma devriye gezen jandarmalar bile müdahale eder.Daha sonra tatlıya bağlanarak düğün çoğu düğün evinde sabaha dek eğlenenlerle devam eder.Saat 12 olunca jandarma bitirmeleri konusunda ikaz eder.Geleneksel yapıda eskiden gelen bir alışkanlık üzere gecede devam edebilir.Ayrıca oğlan kınası, kız evinden kına yakılıp dönen oğlanevi kadınlarında iştirakıyle eğlence tertip edilerek yakılır.Fakat Adurmusun'da bayanlar ve erkekler ayrı eğlenir birbirine karışmazlar. Ertesi sabah bir hayli telaş kaplar oğlan evini çünkü; ogün oğlan evinde yemek yedirilir.Bakır eskiden hereni,leğen dedikleri büyük tencerelerde yemekler pişer.En az üç çeşit olarak.Genelde yazın düğün yapıldığından yemeklerden mevsime göre etli yeşil fasulye, sulu köfte,bamya, pilav,et kavurma gibi yemekler yapılır.Üzerine baklava yada kavun,karpuz, üzüm ikram edilir.Adetler yerine getirilir geçmişten, yaşadığımız günümüze dek sürdürülüyor. Bazı kesimde tercihen "Fakıdefi" diye bir grup tutulur onlarda; ilahi,kaside, mersiye okurlardı. Yada mevlütlü düğün yapılır.Düğün dolaşacağı gün mevlüt okuyan, hocalar mevlüt ve Kur'an okur.Davetlilere yemek ikram edilir.Ekseri mevlütlü düğüne yönelen halkımızda çoğunlukta. Tercih meselesi,her iki şekildede gençlerin izdivaçları için, hayıra vesile olmak için adım atılıyor.
Düğün dolaşması: Düğün alayı yemek faslı bittikten sonra, gelin kızı almak için yol alır. Düğün alayı önde bayraktar onun arka sırasında düğün evinin ileri gelen büyükleri çalgıcılar, oynayan eğlenen gençler takip eder. Onların da arkasında yenge giyme diye tabir edilen yengeler, hanımlar, genç kızlar sıra halinde yol alırlar. En arkada ise gelin atı ve seyisi yer alır. Damat, keyha damlardan damlara geçerek alaya uzaktan eşlik eder. Bayraktar atın üstünde elinde bayrakla önü çeker. Bayraktarın bayrağı kumaşlarla, çiçeklerle süslenir. Bayraktar folklorik özel giysi giyer. Başına fes giyer, omzuna antika şal atar. Üzerine yine eskilere ait cepken giyer. Bu özelliğe sahip giysiler köyde sandıklarda muhafaza eden sahiplerden rica minnet temin edilir.Çünkü manevi değerleri vardır, herhangi bir yıpranmaya maruz kalmasını istemezler.Yine bayraktar için at bulunup kiralanır.Atta köyde az kişide bulunur.O güne fazla düğün varsa at bulanmayabilir.Böyle bir durumda atı yakın köy Fesleğen’den tutulur.Bayraktarın atı da gelin gibi süslenir; yemenilerle, kumaşlarla,semerin üzerine seccade büyüklüğünde halı örtülerek. Düğün alayı kız evine ulaşınca kız alma merasimi için kaynata, damat, amcalar, dayılar, teyzeler, halalar yakın akrabalar kız evine girerler.Kız evi güler yüzle karşılar oğlan evini gelinin bulunduğu odanın kapısı kız tarafından bir veya birkaç kişi ile tutulur.Bahşiş almadan açılmaz.Bazen pazarlıklar yapılır verilen bahşiş az bulunur.Bunlar sadece düğünün çoğu iller dede yapılan muziplikleri, ortak gelenekleridir; bu yüzden yadırganmaz.Gelin alındıktan sonra kaynata;her iki tarafa da hayırlı olsun, der.Helalleştikten sonra gelin ata önce sağ ayağını atıp bindirilir.İki yanında oğlan evinden yengeler, gelini yol boyunca tutarlar.Atın seyisi de atın ürkmemesi için dizginler, kontrolü sağlar. Düğün alayı aynı tertiple yol alır.Artık gelin alındıktan sonra daha bir şenlenir alay.”Geliyor düğün alayı, kaynanalar çeksin halayı.” sözlerini taşıyan ezgilerle bütünleşir, şenlenir.Düğün alayı yolda meydanlıklarda durur meydanlık yerde gençler oynar.Düğün içkili ise içkinin verdiği etkiyle düğünü uzatmak isteyen gençlere düğün evinin büyüğü otorite sahibi ağırlığını koyar.Düğünün vaktinde oğlan evine ulaşmasını sağlar.Gün batmadan gelinin eve vakitlice girmesi gerekir.Ayrıca iki gündür çalıp söyleyen çalgıcılarda artık yorulmuşlardır.Yol boyunca düğünün sesini duyan köy halkı seyir için yola çıkarlar.Özellikle atla dolaşan düğün rağbet görür.Oğlan evine gelince kayınvalide,akraba, eş, dost, komşular karşılanır.Geleneklere göre de kız evinden de kızı karşılamaya kız evinden dört, beş kişi gidilir.Halk arasında "Gelin ata binmiş, gör kimin kapısı"diye ata sözleri vardır."Gelin ata binmiş ya nasip" gibi sözler söylenmiş.Gelin attan inmez,naz eder.Kaynatadan bağış istenir.O da latife olarak; ev bağışlar ilaveten;aslan gibi oğlan verdik yetmez mi,der.Kaynata önceden hazırlanmış bozuk para ile karıştırılmış çerezi avuçla yüksek bir yere çıkar tepesinden avuçla savurarak atar.Atın önüne kurban kesilir.Atılan çerezdeki paralar çocuklar tarafından kapışılır.Bu paranın bereketli olduğuna inanılır harcanmadan sandıkta saklanır.Gelin indikten sonra ayağı ile tekmeyle testi kırdırılır. |
|
|
Yazar Editör;Zehra Ç.
|
|
(Bursa sandık içi, ibrişim iğne oyalı, ince yazma.) Beldemiz Koyunlu'da yemeni(yazma)eskiden "çit" olarak söylene gelen, baş örtüsünün kültürümüzde yeri oldukça farklıdır.Yemeni önceleri köyde bulunan bakkallar tarafından temin edilerek satışa sunulurdu.. İstanbul kapalı çarşıdan, küçük İstanbul diye tabir edilen Kayseri'den "O.P. "damgalı polyester yemeni gelirdi.Sandık yazması, ince yazma diye bilinen genelde ibrişim oyalı Bursa'dan çarşılardan alınırdı.İstanbul’dan ince pamuklu dokuma ”Kalem” marka kağıt içi denen Ermenistan uyruklu vatandaşlarımızın kalıp baskı ile yaptığı yemeniler getirtilirdi.Günümüzde bu eser denecek değerdeki bu yemeniyi el baskısı kalıpla çalışılan yemenileri yapan ustalar vefat edince, ardından bu yemenileri yapan sürdüren ustalar olmadı.İnce yazmanın saklanması ince yatkın olması nedeniyle,dayanıklılığı azdı.Yine de ta o günlerden bu günlere dek saklanıp muhafaza edilmiştir.Sandık lekeleri oluşsada, yemeniler bir nadide eser değerinde, gözü gibi bakıp, saklar genç kızlarımız, annelerimiz, ninelerimiz...Kelimenin tam anlamıyla yazma deyince; akan sular dururdu.Daha sonraki yıllarda yine İstanbul kapalı çarşıdan "Özgürel" yazma çıktı.Genel de aynı desen çiçeğe renk değişik pamuklu ince dokumalı, yazma satılmaya başlandı.Ardısıra "Özgürel 6 renk" ipek yazmayı çıkarınca rağbet ipek yazmaya çoğaldı.Daha önce bakkalarda satılan yemeni elden, evde satılmaya başlandı.Derken; yazma çıkaran, diğer markalarda satılmaya başlandı.Günümüz de artık düğün olan evlerin önünde kına günü seyyar arabayla satılıyor.Yaz mevsiminde diğer illerden gelen halk, yemeni alıp eşine dostuna hediyelik veya satmak amacıylada götürürlerdi. Diğer sektörler gibi yazmacılıkta zaman içerisinde gelişerek teknojinin nimetlerindende faydalanarak, günümüze taşındı. Cumhuriyetin ilk yıllarında belediyeliğe kavuşan kasabamızın bakkallarında zengin çeşiti müşteriye sunardı.Çevre köylerden dahi eşeklerle Adırmusun'a alışverişe gelirler basma, kaput bezi, yemeni gibi ihtiyaçlarını almaya gelir.Gelirkende elma, yoğurt,fasulye,meyva yetiştirdikleri ürünleri bakkala bırakır, bazen takasla alışverişlerini sürdürürlerdi.Çok eski olmamasına rağmen Fertek’ten kasabamızın hamamını tercih eder. Hamama gelir, ardından yazma satan dükkana veya eve uğrayıp yazma almadan gitmezlerdi.Ekseriya müşteriler; Fertek,Fesleğen,İlHasan,Hançerli’den gelirdi. Diğer köylere tanıdık vasıtasıyla, elden satış sağlanırdı.Ulaşım zorluğu, birazda içe dönük , dışarı açılım olmadığından olacak.Yemeni oyası deyincede hiç bir köyün örtünme ve yazma takma şekli birbirine uymazdı.Mesala;Fesleğen boncuk oyalı genellikle, Nevşehir’de örtünülen tarzda boncuklu, tülbent yada yazma örterlerdi.Adurmusun'da boncuk oyası ender örtünülür, tülbentte doğum yapan "lohusa" kadınlar örterdi.Kız çeyizinede bu amaçla, namaz tülbenti, mevlüt baş örtüsü adıyla tülbent ;tığ,mekik, boncuk,firkete, iğne oyalı... hazırlanırdı. Koyunlu'da genç kızların dünde, bugünde saçlarının kahküllerini, perçemlerini çıkarıp taktığı oyalı yazmalar göz dolduruyor. Kasabamızda genç kızlarda yemeni, yaşmak dolama şeklinde bağlanır.Yeni gelinlerde "gayseribaşı" diye adlandırılan bordo keçeden yapılma ön kısmı altın renginde paraların dizili olduğu , boncuk işli özel kepin üstüne örtülürdü.Yaşlılarımızda ise iki yemeni üst üste değişik tarzda bağlanırdı.İlk yemeni ince seçilir genelde oyasız ”dastar”derlerdi.Başörtü gibi üçgen tutulup bağlanır, baş üstüne götürüp düğümlenirdi.Üzerine ikinci yemeni serbest bir şekilde koyup kare olarak yayılır iki ön ucundan arkaya atılır veya düğümlenirdi.Saç örümleri öne düşer.Dulukları(şakakları), fırıç denen saçlar, kulakları, gerdan kısımları bariz görünürdü. İlk yemeni motifleri ortalı denen bütün desen, çok ender güzel kenar desenler.Birde kolanlı denen bordürlü desen vardı.İlk zamanlar genelde goyallı(bordo), garalı,(siyah)samanili,(açık sarı )şekerengi (kavun içi)tercih edilirdi.Yazma renklerininde yerinde önem ifade ederdi.Yeşil yazma evlenirken dolama diye tabir edilen baş bağlamak için alınırdı.Kırmızı yazma lohusa iken örtmek amacıyla bulundurulurdu.Yemeniler genelde gelin kıza götürmek için çokça alınır, yada gelinkızı hazırda olan bulunduğu zamanda kına varsa kınaya giydirip eşe dosta,akraba,komşuyada haber verip gelin kızı için alırdı.Günümüzde hala aynı gelenek sürdürülmektedir.Kızının çeyizine, dürüye koymak için yerine göre kalitesini ayarlardı.Bağ yaprağı, gülü desenindeki yazma çokça bulunur ucuzluğundan hediyelik , gönül almak için tercih edilir, fazlaca rağbet edilmezdi. Yaklaşık on yıl evveli kınalara defçi tutulurdu.Bor’da ikamet eden defçi Sultan en gözde defçiydi.Kör Ali Osman,Analı kızlı,Heykel lakabıyla bilinen defçileri durumu iyi olmayanlar tutulur yada defçi Sultan önceden tutulduğu için mecburen tutulurdu.Gelinkız Sultan’ın defi gümbür gümbür çalışıyla;aslan Mustafa'm,vur zilleri,çek deveci,yıldız,Konya'lım,Adana'lı,şu silleden gece geçtim,bağlar gazeli,dağlar kızı Reyhan, Mevlana, çilli bom ... gibi parçalar eşliğinde Konya kaşıklarıyla veya ellerini şıklatarak karşılıklı oynar.Kayınvalide defin içine bahşiş atardı.Bir çeşit ticaret yapılır bir çok kişi dolaylı yoldanda olsa ekmek yer, kazanç sağlardı. Gitgide zamanla yazma kültürü gelişerek oyalarla zenginleştirildi.Genelde Tosya,Tokat,Bursa gibi şehirlerde iri iğne oyaları yapılıp örtülür oldu.Türlü türlü rengarenk tığ oyaları yapıldı yemenilerin kenarlarına.Büyüyen, yetişen genç kız hemen başına yazmayı örterdi.Dışarı memlekettede otursa dahi yazın geldiğinde illa başına yazmayı takardı,takmadığı takdirde çevreden ayıplanırdı. Kapalı olup mesture giyinen hanımlar haricinde, genç kızlar yazma takmamaya başladı.
Kültürümüze, değerlerimize, adetlerimize sahip çıkalım, yaşatalım, geleceğe aktaralım. |
|
|
Yazar Editör;Zehra Ç.
|
|
Niğde yöresi halıları Maden, Kemerhisar, Adurmusun, Fertek yerleşimlerinde yüzyıllardır üretilmektedir. Halılarda zemin, saçak, köşe, sofra, kenar suları ve mihrap denilen farklı bölümler bulunur. Motiflerde simetri öğesinin önemli bir yeri vardır. Asimetrik motif ve desenlerde ise dolu-boş alanların dengeli kullanıldığı görülür. Zıtlıkların bütünlük kavramı içerisinde uyum ve denge oluşturduğuna inanıldığı için halılarda birbirine karşıt motifler kullanılır. Hemen hepsi kadınlar tarafından dokunan yöre halılarındaki motifler bereket, sağlık, şans, günah, ölüm, yeniden dirilme, nazar ve sonsuzluk gibi konuları simgeler. Bu bölgeye gelen ilk Türkler Kalenderlik, Melamilik, Bektaşilik, Ahîlik gibi insan varlığını yücelten tasavvuf inancını benimsemişlerdi. Yöreye özgü motiflerin oluşmasında, kendi hoşgörüleriyle birlikte etkilendikleri kültürlerin önemi büyüktür. Bölge halılarında en fazla kullanılan desenler göz, yıldız, hayat ağacı, akrep, muska, akarsu, dulavrat otu, kuş ve koç boynuzudur. Göz deseni nazardan korunmayı, bolluk ve bereketi simgeler. Yıldız, mutluluğu bildirir. Hayat ağacı, yaşamı simgeler. Üzerinde yer alan kuş motifleri yaşamın ve ruhun simgesidir. 19. yüzyılda Fertek'te dokunmuş bir seccadenin baş kısmı lale biçiminde stilize edilmiş hayat ağacı motifleri ile süslüdür. Akrep, genellikle kahramanlık sembolü olarak kullanılır ya da halıyı koruduğuna inanılır. Muska deseninin kişiyi kötülük, uğursuzluk ve nazardan koruduğuna, güç kuvvet, cesaret verdiğine, halıyı ve dokuyanı kötülükten ve kem gözlerden uzak tuttuğuna inanılır. Akarsu bereketi, temizliği, saflığı; dulavratotu, doğurganlığı ve bereketi ifade eder. Kuş, ölünün ruhunu göğe yükselten ve ona eşlik eden kutsal bir yaratık olarak kabul edilir. Koçboynuzu, bolluk ve berekettir. Niğde Maden halılarının bir bölümünde ana zeminde, ahşap kompozisyonlar kullanılmıştır. Ahşap işlerini çağrıştırması nedeniyle bu tip halılara yörede 'dolaplı halı' deniliyor. Elibelinde ve keçiboynuzu motifleri ile simgelenen doğurganlık, yıldız motifleriyle simgelenen mutluluk temaları bordürlerde kullanılmıştır. Halı Adurmusun'da çoğunlukla "halı yastık" olarak kar amaçlı dokunurdu.Giderek emeğinin,maliyetin karşılığını alamayan halk üretimi azaltmıştır.Epeyce zahmetli olan (direzi,argaç,boyama) gibi hazırlıklarıda göz önünde bulundurursak.Hazır halılarında rekabet oluşturması eklenince, neredeyse yok denecek kadar halı dokuyan azalmıştır. Halıcılık Adurmusun'un başlıca gelir,geçim kaynağından biriydi.Ürettikleri halıları Bor pazarında veya elden evden satışa sunarlardı.Bu sayede alış veriş zevkinide yaşarlardı.Evlenecek kızlar çeyizine seccadesini,halısını,yastığını kendi elleriyle özenle dokurdu.Sedir halısı, tek,yastık, seccade olarak dokunurdu. Geçmişten, günümüze hatıra,yadigar göz nuruyla dokunmuş, kök boyasından,el ipi halılarımız kalmıştır.Dolayısıyle Adurmusun'da halıcılığın çok farklı,özel bir yeri vardır. Koyunlu 'lu tüccarlar halı konusunda Türkiye çapında söz sahibi olmuşlardır.Bir çok ilimizde halıcılık yapan halıcı başarılı iş adamlarımız vardır.Ankara'da Şambaz S., Kerim S., Hasan A., Ömer Ö., Ahmet Ö. halıcılıkta ön safalarda , profesyonel yıllarca bu işi yapmışlardır.Muğla/Bodrum'da halıcılık yapan Koyunlu'lu Ercan, Mustafa A. esnaflık yapan sayılı tüccarlar bu kulvarda başarılı olmuşlardır.Ordu /Fatsa'da Süleyman B. yıllarca halıcılık yaparak halen oğlu ile bu işi sürdürmektedir.Niğde'de geçmiş tarihlerde halıcılık yapan yerli esnaf H.Emin halıcılıkla uğraşan sadece birkaç isimlerden olan Koyunlu' lu arasındadır."Yiğit namıyla anılır" misali;Yastıkçı Mevlüt, Halıcı Ömer gibi anılır.Türkiye'de diğer illerde tanıştığınız kişiler; -Nerelisiniz diye sorduklarında genel olarak Koyunlu'luyuz deyince;Halı mobilyacı mısınız? sorusu ile muhatap olursunuz.Nasıl ki Niğde'liler hurdacılığıyla bilinir ise, Çamardı'lılar tatlıcı olarak bilindiği gibi... Adurmusunlu'lular ilk yıllarda Ankara'ya İtfaiye meydanında hanlarda kalarak, sırtında halı satarak bu işe başlamış, gitgide ilerletmişlerdir.Geçmişte o günlere dair anlatılan bir o kadar acı-tatlı büyüklerimizden dinlediğimiz hatıralarla doludur. O günlere dair, kimi muzip , kimi ise evinin, eşinin, çocuklarının özlemiyle yaşanan her birinin ayrı hikayeleri vardır.Yine bu duygularla yazılan mektupları, sılaya haberler gönderirlerdi. Yurdun diğer illeri Malatya, Eskişehir, Karabük, Erzurum, Bursa, Edirne'de bir çok hemşehrilerimiz Halı Mobilyacılık üzerine geçim kaynağını sağlamaktadır... Sanayileşen halıcılık;
Birko Koyunlu Halı Fabrikasıda başlı başına bir örnektir.Halıcılığın fabrika ile daha faal hala getirilmesinde, istihtam alanı yaratmasında.Bir çok kişiye ekmek kapısı olmuştur.Girişimci ruhu ile sektör hızlandırılmış, teknolojiye ayak uydurulmuştur.Kar oranı yükselmesi ,arz talebin çoğalması ile üretim dahada artacakdır.İhracat ile dış ülkelerede adını duyuracak önemli bir faktördür halıcılık furyasında.Adını tescil etmiş, markalaşmış isim yapmış, bir halı KOYUNLU halıları.Halıcılığın günümüzde çok çeşidinin çoğaldığını düşünürsek yeniliklere ayak uydurarak giderek, çoğalarak yoluna devam edecektir... Hasan A. "Samur halıları" ile yine halıcılık konusunda epeyce bir yol katetmiş, imalatta gerek ihracatta önemli adımlar atmıştır. |
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 4 Toplam: 14 |
|
|